San Grafik, "Altmışdördüncü Yıl"a girdi. Yaklaşık, otuzbeş yılımı San Grafik'le, San Grafik'te geçirmişim... Türkiye'de etkili sanat, sanayileşme, ticaret, markalaşma süreçlerinin kritik noktalarında, San Grafik izlerini bulabilirsiniz. Marka & Logo Tasarımcısı, Grafik Tasarımcı, Endüstriyel Tasarımcı, Mimari ve Grafik Özgün Süsleme Tasarımcısı... olarak bir ekolün sahibidir San Grafik. Kimi zaman, ulusal ve uluslararası festivallerin, bienallerin, fuar ve sergilerin organizasyon paydaşı, kimi zaman, önemli kurumların, vakıfların, ürünlerin marka danışmanıdır.

Altmışdördüncü Yılımız'a başlarken Kurucumuz ve Sanat Yönetmenimiz, Ustamız, Aziz Dostum ve Ağabeyim, Mengü Ertel'i şükranla anıyorum.

Deniz Özsezen

Pakistan, İslamabad´da dünyanın en büyük, en güzel camilerinden biri olan Kral (Şah) Faysal Camii´ne dair bizzat yaşadıklarımı anlatayım...

1983 yılıydı. San Grafik Atölyesi´ni bir anonim şirkete dönüştürmek için, Mengü Ertel ile uğraşıyorduk. Mengü Bey, İslamabad Camii´nin iç mekan tasarımlarına ilişkin atölyede sürdürdüğü çalışmalarına hız vermişti. Caminin mimari projesinin sahibi olan Vedat Dalokay Uluslararası Mimarlar Kongresi (UIA) tarafından düzenlenen yarışmada, 17 ülkeden gönderilen, 43 eser arasından birinciliği kazanarak, büyük bir başarı sağlamıştı. Proje tamamlandığında kendisine Ağa Han Ödülü´nü de getirecekti. Vedat Bey, projenin iç mekanında, "Kıble Duvarı, Abdestalma Mahalleri ve Koridorlar"ın süsleme tasarımlarının Mengü Bey tarafından hazırlanmasını istiyordu. İş metraj olarak devasa ölçüde ve o denli karmaşıktı. Dış ve iç mimari ile bütünleşen, grafik ve endüstriyel tasarım biraradaydı. Diğer yandan, ışık tasarımını, Aydın Boysan hazırlıyordu. Ayın birkaç günü her zamanki neşesiyle, mutlaka şirkette olur, Mengü Bey ile proje üzerinde uzun uzun birlikte çalışırlardı. Mengü Bey, bir yandan da hat ve tezhip sanatlarının büyük ustası, Emin Barın ile temas halindeydi. Emin Barın çok yönlü bir sanatçıydı. Örneğin, klasik Türk-Osmanlı ciltçiliğinin büyük ustasıdır. Vefatından sonra oğlu bu mesleği sürdürdü. Şimdi umarım devam ediyordur. Emin Barın´ın, Kûfi yazı üzerindeki kendine özgü çözümleri grafiğe olan yatkınlığı ile Mengü Bey´in süsleme, geleneksel Türk ve Osmanlı motifleri üzerindeki derin bilgisi, ustalıklı filigran kullanımı çok iyi örtüşmüştü. Emin Barın´ın Kûfi yazı üzerinde geliştirdiği geometrik formlar Mengü Bey´in grafikte benzeri geometrik formları, Vedat Dolakay´ın bu camii için benimsediği, piramidal geometrik mimari üslubu, tamamen bütünleşmişti.

2800 m2, Kıble Duvarı, abdest alma mahalleri ve koridorlar da kullanımı öngörülen,10*20cm ebatlarında 90.000 adet rölyef seramik elemanların uygulanması 3 devasa sorunu işaret ediyordu: Tasarıma uygun yeşil, mavi, sarı, bej vs. seramik elemanların, o günün koşullarında "üretimi, nakliyesi ve montajı". Kıble duvarının ana fikrini Mengü Bey şöyle tanımlıyordu: Kuvvetli Muson yağışlarının ülkenin iklimini ve karakterini etkilediği Pakistan´da yapılan bu camide, yukarıdan gökyüzünden yağmurla inen, "Rahmet"; doğadan, topraktan yükselen buğday başakları formunda şekillenen, "Bereket". Tema olarak bunu benimsemeye karar verdim, diyordu. Tasarımda, ana renk olarak, geleneksel İslam mimari süslemesinde en çok kullanılan renk olan, "turkuaz"ın hakimiyetini tercih ediyordu. Değişik renklerdeki dokular, daha kalın seramik parçalarla örülüyordu. Buğday tarlalarını andıran doku, yeşil ve sarı parçalardan; gökyüzü ve yağmuru temsil eden bölge ise, ağırlıklı olarak, turkuaz parçalardan oluşuyordu. Taşıyıcı kolonlar arasındaki panellerde, Kur´an´ın ilk kitaplaştırılmış halinde olduğu gibi, "La ilahe illallah Muhammeden Resulullah" yazısı bulunuyordu. Bu yazı şekli de, buğday başağı formundaydı. Seramik modüllerdeki "buğday başağı" formu, Kıble Duvarı formu, caminin kubbe formu, arkasına yaslanan Himalayalar´ın en batı eteklerini oluşturan, Margalla Tepeleri silüeti ile uyum içerisinde duruyordu.

Caminin Kıble Duvarı muhtemelen, dünyanın en büyük seramik panolarından biridir. Taksim´deki Atatürk Kültür Merkezi´nin ön fasatı kadar bir yüzeyden bahsediyoruz. Buna, abdest alma mahalleri ve koridorları da ekleyin. Haftalarca Mengü Bey ile Aydın Boysan, Çanakkale Seramik Fabrikaları´nın tesislerinde bizzat bulunarak renk, kalite ve dayanıklılık gibi meselelerle yatıp kalktılar. İkinci büyük mesele, binlerce seramik elemanın Türkiye´den Pakistan´a kırılıp dökülmeden nakledilmesi idi. Bu yüzden seramik parçalara hem hacimli (içi boş) hem de, mümkün olduğu kadar darbelere dayanıklı, bir form oluşturuldu. En büyük mesele ise, binlerce seramik modülün o genişlik ve yükseklikteki bir satha, tasarımda ön görülen detayda, montajıydı. İşte bu, inanılmaz güç bir işti. Büyük detaylı, montaj şemaları hazırlandı. Her bir parça burada tek tek numaralandı, kodlandı. Montaj ustaları, bu şemalara uygun, kuyumcu gibi bir bezeme yapmak zorundaydılar. Projeye göre, çatıdaki kırma plak uygulaması ile, caminin çatı piramidini meydana getiren plaklar arasındaki boşluktan, yapının iç mekanı doğal ışıkla aydınlatılıyordu. Mengü Bey rölyef, kırık yüzeyli seramik modüller kullanarak, güneşin değişik zamanlarına göre, panolar üzerinde değişik gölge varyasyonları yaratarak, zamana göre farklı görsel algılamalar meydana gelsin istiyordu. Bunu, daha önce farklı mekanlarda da uygulamıştı...

Hikaye uzar gider... Dilimin döndüğü kadar, bir cami projesinin iç mekanının düzenlenmesi için, ne emekler verildiğine dair şahit olduğum izlenimleri paylaşmaya çalıştım.

Deniz Özsezen, 2012